toprak altındaki servet

» toprak altındaki servet





Toprağın altında yatan SERVET

Definecilik ne zaman başladı? Define aramak için kime başvurulacak? Günümüzde kullanılan modern define araçları hangileri? Define Kanunu ne diyor? Define bulmak suç mu? Bulana ödül veriliyor mu? Günyüzüne çıkmamış bazı defineler.

Defineciler nerede toplanıyorlar? Büyülü defineler ve ilginç hikayeler. Define arayanların en büyük sorunları neler? Arkeologların definecilere yaklaşımı nasıl? Kısacası define konusunda tüm merak ettiklerinizi bu yazı dizisinde bulacaksınız.

Kanlar döküldü

'Define' sözcüğü, insanoğlunun altına ve değerli taşlara ilgi gösterdiği andan itibaren hayatına girdi. Dünyanın her tarafında altına olan ilgi her geçen gün biraz daha arttı ve bunun yanına elmas, zümrüt, yakut, gibi değerli taşlar da eklendi. Zaman içinde korsanlar türedi, define avcıları dünyanın dört bir tarafında kol gezdi. Bu uğurda bir çok kanlar döküldü. İnsanlar, zengin olmak için kendi akrabalarını bile gözünü kırpmadan katletti. Genellikle varlıklı insanların hazineleri seçildi. Savaşlar yapıldı, topraklarından kaçanlar en değerli varlıklarını, bulunamayacak yerlere sakladılar. Bununla da kalmadı gemiler, içindeki değerli hazineler için batırıldı. Sonuçta birileri hayatlarını kaybetti, birileri zengin oldu. Bu olay, yüzyıllardan beri aynı şekilde sürüp gitti.

Define hikayeleri her yerde

Çağımızda da bu dayanılmaz cazibe, insanların ilgisini çekmeyi sürdürdü. Bundan sonra da sürdürecek gibi. Özellikle ortaçağda birbiri ardına yapılan savaşlarda birçok hazine, ya denizin dibinde kaldı ya da bir mağaranın içine saklandı veyahutta bir ağacın altına gömüldü. Bununla birlikte efsaneler birbirini takip etti. Herkes, daha önceden bulunamamış gömüler veya batıklarla ilgili eşine dostuna ve akrabasına birşeyler fısıldadı. Anlatılanlar, çoğu zaman muallakta kaldı. Anadolu'nun neresine giderseniz gidin, hangi köyden geçerseniz geçin, define konusunda birçok hikaye anlatılacaktır. Bu hikayelerin içinde 'ulaşılamayan büyülü defineler', 'burada gömü var, ama bugüne kadar bulunamadı denilen defineler', 'ünlü padişahların ve kralların defineleri', 'mezar defineleri' gibi çok sayıda define öyküleri, anlatıla anlatıla bugünlere kadar geldi.

Peki nedir define?

Define: Sahibi belli olmayan, saklanan madeni para ile külçe halinde veya işlenmiş altın, gümüş gibi değerli madenlerden yapılan mal veya eşyaya denilmektedir. Define aramak, kanunla vatandaşlara bir hak olarak verilmiştir(Madde:696,697). Define aramak isteyenler, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile bu kanuna dayanılarak çıkarılan 27.01.1984 gün ve 18294 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 'Define Arama Yönetmeliği' hükümleri uyarınca define(gömü) arayabilmektedirler. Definenin eski eserle olan sınırı, 2863 ve 3386 sayılı kanunlarla belirlenmiştir. Buna göre; son 6 Osmanlı Padişahına ait sikkeler define olarak değerlendirilmektedir. Abdülmecit, Abdülaziz, V.Murat, II.Abdülhamit, V.Mehmet Reşad ve Vahdettin'e ait sikkeler, tescile tabi tutulmadan yurtiçinde alınıp-satılmaları bu yasalarla mümkün olmaktadır.

Bulduğu defineyi teslim eden var mı?

Kesin olmayan verilere göre yapılan araştırmalar, Türkiye'de define bulma umuduyla dere tepe demeden gezen ve gözüne kestirdiği yeri kazan binlerce kişinin olduğunu gösteriyor. Fakat buna karşılık bulduğu defineyi müzeye teslim eden bir kişi ve resmi bir kayıt yok. Ayrıca milyonlarca kişinin rüyalarını süsleyen define bulma hayaline kimse inanmak istemese de insanlar, 'En azından bir kere define aramak isterdim' diye verdikleri yanıtla bu hayalden vazgeçemeyeceklerini gösteriyorlar. Yine araştırmalar gösteriyor ki define aramayı ciddi bir uğraşı haline getirmiş kişiler, yasadışı bir faaliyette bulunmaktan kaçınıyorlar ve yasalar çerçevesinde define arama izni alarak kazı yapıyorlar. Define arama izni için her yıl yetkili makamlara 10-15 kişi başvuru yapıyor. 'İzin alıp da define bulan olmadı. İzin almadan define bulan varsa da müzeye gelip (define buldum) demiyor. Sadece tarihi eserler bulunduğunda, müzeye getiriliyor' diyen İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri ise şimdiye kadar define bulan birisine rastlamadıklarını ifade ettiler.

YETKİLİLER NASIL DAVRANIYOR?

Vatandaşların, bulduğu eseri müzeye getirdiğinde değerini ve alacağını çok iyi bildiğini kaydeden İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri, şunları söylediler: 'Vatandaşı kesinlikle (niye buldun, nasıl buldun) diye ağır sorulara muhatap etmiyoruz. Eseri müzeye getirdiğine göre, iyi niyetine kesinlikle itimat ediyoruz. Sadece, eğer eser çok önemliyse takibi bakımından bulunduğu yeri, yöreyi öğrenmek istiyoruz. Eserin bulunduğu yeri öğrenmenin, bize bir tarih sayfasını aydınlatabilecek çok önemli bir veri sağlayacağını kendisine anlatıyoruz. Örneği bol olan eserler için ise nereden bulduğunu öğrenmek için hiçbir zorlamada bulunmuyoruz.' Müzeye eser getiren vatandaşları iyi karşılamaya özen gösterdiklerini, teşekkürü ihmal etmediklerini belirten yetkililer, eğitim mahiyetinde de aydınlatma yaptıklarını, eserin devlet malı ve gelecek nesillere ait bir miras olduğunu anlattıklarını kaydettiler. Bu arada külçe altın bulunduğu takdirde olaya Maliye Bakanlığı'nın el koyduğunu anlatan müze yetkilileri, define ruhsatı almanın çok kolay olduğunu, fakat eskiden daha çok kişinin ruhsat için başvuruda bulunurken şimdilerde bu sayının düştüğünü belirttiler...

Nerelerde kazı yapılamaz

Define aranacak yer; 2863 sayılı kanunun 6.maddesinde belirtilen yerlerde olamaz. Bu maddeye göre: n Korunması gerekli tescilli taşınmaz kültür varlıklarında, Sit alanı içerisinde kalan yerlerde, Milli tarihimizdeki önemleri nedeniyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda büyük tarihsel olaylara sahne olmuş binalar ve tesbit edilecek alanlar ile Atatürk tarafından kullanılan evlerde, Mezarlıklarda, camilerde, mescitlerde, türbelerde kazı yapmak, diğer bir deyişle define aramak kesinlikle yasaktır

Define arama kanunu ne diyor?

Kültür Bakanlığı'nın 2863 Sayılı Yasa'ya uygun olarak 1984 yılında çıkardığı yönetmeliğe göre, izinli olarak define aranabiliyor.

Buna göre, belirli bir yerde define bulunduğundan şüphelenen kişi, en yakın mülki amire(kaymakamlık) define aramak için dilekçeyle müracaat etmeli. Başvurunun yapıldığı kaymakamlık veya valilik, konuyu bölgedeki müzeye intikal ettiriyor ve define aranacak yerin 1/500 ölçekli haritası çıkarılıyor. Ölçeği çıkarılan harita, daha sonra ilgili belediyedeki yetkili kişilerce, il bayındırlık müdürlüğüne onaylatılıyor.

Bu arada arazinin çeşitli açılardan çekilmiş fotoğrafları da dosyaya ekleniyor. Define aranacak yerin sahibi gerçek ve tüzel kişiler ise noter onaylı muvafakatname vermeleri, eğer arazi kamu malı ise orman veya milli emlak müdürlüğünden muvafakatname alınması gerekiyor. Dosyanın müze müdürlüğünce de incelenmesinden sonra bir uzman, araziye giderek incelemelerde bulunuyor. Bu arada verilen 'Define Arama Ruhsatı'nın süresi 1 yıldır.

100 metrekare kazılacak

Define aranacak yer, sit alanlarından ve tarihi yerlerden değilse 1 ay süreyle ve bir defaya mahsus olmak üzere, 100 metrekareyi aşmayacak büyüklükte kazılabiliyor. Kazının sorumluluğunu ise müze müdürlüğü üstleniyor. Müzenin görevlendireceği bir uzman başkanlığında, milli emlak müdürlüğünden ve bölgeden sorumlu olan jandarma veya polisten birer gözlemcinin katılımıyla kazı yürütülüyor. Kazıda, define arayıcısının da imzalarının bulunduğu tutanaklar günü gününe tutulur. İş bitiminde, son tutanaklarla birlikte bakanlığa gönderilir. Define kazısı sırasında herhangi bir kültür varlığına rastlanıldığında kazı derhal durdurularak, bakanlığa bildirilir. O andan itibaren define kazısı, kurtarma kazısı şeklinde müze müdürlüğünce yürütülür. Define arayıcısı, burada devreden çıkar ve herhangi bir hak veya tazminat talebinde dahi bulunamaz.

Kazıları kimler yapıyor?

Bu arada Türkiye'deki kazılar; Türk Bilim Kurumları, Yabancı Bilim Kurumları, Müzeler ve bilimadamlarının bilimsel başkanlığında ve yine müzelerce gerçekleştirilen kurtarma ve sondaj kazıları şeklinde yürütülmektedir. Su altında korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu bölgeler, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılarak Kültür Bakanlığı'nca tesbit edilir ve Bakanlar Kurulu kararıyla yayımlanır. Deniz altında böyle kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile ilgili bölge varsa, buralarda sportif amaçlı dahi olsa dalış yapılamaz ve define aranamaz.

Define maceraları

Sarıyer'li Hasan Hoca anlatıyor: 'Bundan 10 yıl kadar önceydi. Define aramaktan geliyordum. Sarıyer'de saat gecenin 2'si ve polisler beni çevirdi. Dedektörü, arabamdaki koltuğun arkasına sakladım. Beni arabadan çıkarttılar ve bagajı açmamı söylediler. O zamanlar Sarıyer'de 'kasap' lakaplı bir katil vardı ve elinde bulunan palayla insanları öldürüyordu. Polisler, bu katili bulmak için alarma geçmişlerdi. Neyse ben bagajı açtım ve polisin birisi bağırmaya başladı. 'Kasapı bulduk, kasapı bulduk' diye. Bagajda, define aramak için çekiç, el orağı, kazma ve diğer aletler bulunuyordu. Bagajda el orağını gören polisler, beni aranılan 'kasap' sanmışlardı. Ben de amirlerine defineci olduğumu ve koltuğun altına dedektör bulunduğunu söyledim. Bunun üzerine beni bıraktılar. Amir, bir ay sonra beni evden aldı ve birlikte define aramaya gittik.'

Defineciler dert küpü

Define arayıcıları (kendilerine define avcısı denilmesinden hoşlanmıyorlar) özellikle, İstanbul'un sayılı kahvehanelerinde bir araya geliyor. Bunlardan birisi de Gaziosmanpaşa Taşlıtarla'da bulunan 'Ömür Kıraathanesi'. Dışarıdan bakıldığında tipik bir oyuncu kahvesi. İçeriye girer girmez bütün yüzler bize çevriliyor, ama kimse istifini bozmuyor. Oyun oynayanlar, çay içenler, sohbet edenler, tavla atanlar... Kahvehane, tıklım tıklım dolu. Daha önceden yaptığımız araştırmalarda buranın Avrupa yakasında definecilerin buluştuğu yer olduğunu öğreniyoruz. Ama içeriye girdiğimizde hiç böyle bir yere benzemediği izlenimini ediniyoruz. Cumhur Elmas arkadaşım bana dönerek 'Yanlış yere geldik galiba. Aradığımız kahvehanenin burası olduğundan emin misin?' diye soruyor. 'Öğreneceğiz' diye cevap verdikten sonra kahvehane sahibinin yanına doğru yanaşıyorum ve sessizce 'Afedersiniz burasının definecilerin kahvesi olduğu söyleniyor. Burada define işleriyle uğraşanlar var mı acaba?'

Bir dokun bin ah işit

Kahvehanenin işleticisi biraz tedirgin ve 'Bak oradaki masada dört kişi oturuyor. Git onlarla konuş, fakat benim gösterdiğimi söyleme'. Arkadaşıma uzaktan işaret ederek kahvehane işleticisinin gösterdiği masaya oturmasını istiyorum. Aradan biraz zaman geçtikten sonra ben de masaya yanaşıyorum. Birer çay istedikten sonra 'Amca, biz gazeteciyiz. Definecilik konusunda araştırma yapmak için geldik. Bize yardım eder misiniz?' diye konuya giriyorum. İçlerinden 60 yaşlarında 'Ali Amca' diye çağrılan birisi kaşlarını çatarak 'Yok kardeşim yok. Her önüne gelen buraya geliyor. Burası artık definecilerin kahvesi değil.' O zaman anlıyoruz ki doğru yere gelmişiz. Ortamı biraz yumuşattıktan sonra niyetimizin kötü olmadığını belirtiyoruz. Ali Amcaya dönerek 'Biz sadece sizin sorunlarınızı yazmak için buradayız.' diye masada bulunanları sakinleştirmeye çalışıyorum.

Kanser gibi

Bugüne kadar 67 defa kazı yaptığını açıklayan Ali Amca, bu sözlerden sonra dönüyor bize 'Bu işler bedavaya olmaz. Hele birer çay daha söyleyin...' İkinci çaylar geldikten sonra herkesin 'Mustafa Hoca' diye seslendiği kişi başlıyor anlatmaya.'1951 yılında define arama ile ilgili kanun yürürlüğe girdi ve bundan sonra cezalar ağırlaştı' diyen Mustafa Hoca, Osmanlı padişahlarının son dönemine kadar define bulan kişilere para ödendiğini, ama devletin artık bulana ödül vermediğini söyledi. Kanunun kesin olduğunu hatırlatan ve defineci yararına yasanın değiştirilmesi gerektiğini belirten Mustafa Hoca 'Definecilik kanser gibidir. Ölene kadar yakanı bırakmaz. Her kazıya başlayan bu 'son' diye başlar. Ama nerede? Türkiye'de binlerce defineci var. Fakat herkes kendini gizliyor. Dünyada define avcılığı farklı. Dış devletler, define arayıcılığını resmen teşvik ediyor' dedi.

Devlet ödemiyor

Konuşmayı, 'Kardeşim, benim bir ömrüm gitti. Kamyonumu, hatlı minibüsümü ve ticari taksimi define arama uğruna kaybettim. 20 yıldır bu işi yapıyorum. Parsayı biz değil, profesyoneller götürüyor' diyerek masaya yeni oturan birisi böldü. Devletin prim sistemine güven kalmadığını anlatan Ali Amca da devletin defineciye payını ödemediği şeklinde kulaktan kulağa bir fısıltının yayıldığını kaydetti. Ali Amca ' Bir defineciye dahi devletin pay ödediği duyulmadı. Böyle olunca kimse izinli olarak define aramak istemiyor. O zaman herkes gece karanlığında alıyor eline kazmayı, gömü arıyor.' dedi.

Masadakilerin anlattıklarından çok şeyi bildikleri aşikardı, ama her ne hikmetse her şeyi anlatmak istemiyorlardı. Fazla konuşmanın uygun olmadığını anlayınca daha sonra buluşmak umuduyla 'Ömür Kıraathanesi'nden ayrılıyoruz

Türkiye'de 10 firma var

Bu arada define avcılarının kazma, kürek, ip, çekiç gibi kullandıkları aletlerden sonra kendilerine en çok gerekli olan dedektörlerin nasıl bir şey olduğunu ve toprağın altındaki altını nasıl bulduğunu öğrenmek için soluğu dedektör satan bir firmada aldık. Geldiğimiz yer, Şişhane'de bulunan TEES Dünya Dedektör Merkezi isimli firma. İçeriye girildiğinde çeşitli dedektörler, yan yana dizilmiş. Firmanın satış yetkilisi Serkan Şahin, dolar bazında satış yaptıkları için müşterilerin son zamanlarda azaldığını anlatıyor bize. Türkiye'de dedektör satan firmaların 10'u geçmediğini söyleyen Serkan Şahin, dedektörlerin tam olarak nasıl kullanıldığının öğrenildikten sonra kişilerin araziye çıkmalarının daha uygun olacağını da sözlerine ekliyor.

Kullanmasını bilmeli

Dedektörlerin madeni bulabilmesinin arazi şartlarına göre değiştiğini belirten Serkan Şahin,'Elinizdeki dedektör, çok iyi olsa da arazi şartları uygun değilse randıman alamazsınız. Kullanıcının bu işi iyi bilmesi gerekir. Bize genelde kullanma problemleri yaşayan kişiler geliyor ve onlara nasıl kullanacağını gösteriyoruz. 100 dolardan başlayıp 2000 dolara kadar satılan dedektörler mevcut.' diye konuştu. Uzun menzilli ve nokta tesbiti yapan dedektörlerin yanında metal ayrımı yapan modellerin bulunduğunu da belirten Serkan Şahin, şu anda en gelişmiş bir modelin 10 metre derinlik ve 1.5 kilometre uzaklıktaki bir madenin yerini tesbit edebildiğini söyledi.

Konuşan dedektör

Dedektörlerin özellikleri bu kadarla da kalmıyor. En gelişmiş modellerin başında gelen 'konuşan dedektörler' altın, gümüş, demir ve bakırı ayırabiliyor. Bu dedektörlerin üzerindeki ekranda 1'den 12'ye kadar rakamlar mevcut. Define aranılan bir yerde dedektör, İngilizce olarak rakamları söylüyor ve bulunan metalin ne olduğunu, rakamlar cinsinden öğrenebiliyorsunuz. Uygulamalı olarak dedektörün nasıl çalıştığını gösteren firmanın satış yetkilisi Serkan Şahin, konuşan dedektörün fiyatının şu anda 2 bin dolar olduğunu söyledi. Şahin ayrıca, defineciliğin bir hobi olduğunu, doğayla baş başa olmaktan hoşlanan kişilerin defineciliğe merak sardığını, dedektörlerin de ancak meraklısına satıldığını, bu yüzden sürümünün olmadığını ve satışların sınırlı kaldığını da belirtti.

Bu dedektörler define aramıyor

Dedektörler, sadece define aramak için üretilmiyor. ABD'li bilim adamları son çalışmalarında, silah ve patlayıcılar da dahil tüm metal eşyaları uzaktan 'resimleyebilen' süper bir dedektör geliştirdiler. Bu dedektörler, 15 metre uzaklıktan insanların üzerindeki silahları, metal eşyaları (bıçak, şiş, kesici alet vs) ve plastik patlayıcıları tespit edecek. Bu yıl sonundan itibaren polis devriye araçlarına yerleştirilmesi planlanan dedektör sayesinde, kalabalık bir yerdeki silahlı insanlar ayırt edilebilecek. Polis, sistem sayesinde, ekrandan taşınan silahın şeklini de görebilecek. Ancak radar sisteminin kullanılmasının, kişi haklarına aykırılık bakımından hukuki davalara konu olabileceğinden de endişe ediliyor. Sistemi geliştirenler ise havaalanlarında herkesin güvenlik bandından geçirildiğini belirterek bu cihazın suçluları tespit etmede büyük yarar getirmesi bekleniyor.

Define bulan NE YAPACAK?

Eğer bir kişi define bulursa o definenin değeri Maliye ve Gümrük Bakanlığı'nca tespit edilir. Arazi hazineye aitse definenin yüzde 50'si hazineye, yüzde 50'si define arayıcısına; özel veya tüzel kişilere aitse, yüzde 40'ı arayıcıya, yüzde 10'u arazi sahibine, geriye kalan yüzde 50'si de hazineye verilmektedir. Vatandaş eğer tesadüfen bir define bulduysa, arama izni olmadığı için, definenin dağıtılmasında bu kurallar uygulanmaz. Bu durumda kurulacak komisyon tarafından, definenin geçer akçe olarak değeri tespit edilmektedir. Değer taktirinden sonra, bakanlıktan ödenek talep edilir ve ödenek çıkmasına bağlı olarak, hazineyi bulana ödülü verilir.

Ya tesadüfen bulanlar...

Vatandaş tesadüfen bulduğu herhangi bir tarihi eseri müzeye teslim ederse, kendisine emanete alma fişi verilir. Değer Takdir Komisyonu toplanarak, eserin değeri tespit edilir ve yine bakanlıktan ödenek talep edilerek kişiye ödeme yapılır. Bu değer takdiri ve verilecek ödül konusunda herhangi bir ölçü ise bulunmamakta. Eserin tarihi değeri olup olmadığına ilişkin eksperliği ve değer takdirini, Takdir Komisyonu'nu oluşturan arkeologlar yapmaktadır.

Binlerce yıllık güzellik kesfedilmeyi bekliyor

Define arama heyecanını biz de yaşamak istiyorduk. Diğer taraftan 'ya bulursak' düşüncesini de bir türlü kafamızdan atamıyorduk. Çatalca'yı geçince bir köyde kimsenin bilmediği, ağaçların ve sarmaşıkların örttüğü bir surdan sözediliyordu. Biz de bilinen gerçek define hikayelerine ulaşmak için o yöne doğru hareket ettik.

Çatalca'ya girdikten sonra yerli esnafa buralarda ağaçların arasında kaybolmuş büyük bir surun yerini sorduk. Sorduğumuz ikinci esnaf, 'Anastasius' adlı surun Gümüşpınar Köyü'nün yakınında olduğunu söyledi.

Çatalca çıkışından yaklaşık 30 kilometre gittikten sonra Gümüşpınar Köyü'ne geldik. Köy meydanının bulunduğu kahvehaneye arabamızı parkettikten sonra köylülere durumu izah ettik. Köyün muhtarı Mustafa Nafiz Tığlı, define konusuyla ilgili tam aranılan yere geldiğimizi belirterek başından geçen olayları anlatmaya başladı.

Turizme açılsın

Muhtar Tığlı, hem anlatıyor hem de vakit kaybetmemek için bizi Anastasius Surları'nın olduğu yere doğru götürüyordu. Öyleki, biz köye giderken surların yanından geçmiş, ancak surları farkedememiştik. Çünkü, Edirne'ye giden eski yol, surları ikiye bölmüştü.

Köy muhtarı, son olarak geçen yıl Kanadalı birisinin aylarca Anastasius Surları'nın dibinde kazı yaptığını ve bazı fotoğraflar çektikten sonra köyden ayrıldığını kaydetti. Tığlı, halen bu yörenin yerli ve yabancı çoğu define avcıları tarafından yağmalandığını da söyledi.

Surlar, gerçekten keşfedilmeyi bekliyordu. Toprak, elekten geçirilmiş gibiydi. Surların içi kazılmış, bazı bölümleri yıkılmıştı. Ama ormanın arasında kaybolan surlar, hala dimdik ayaktaydı. Surun 72 kilometre uzunluğunda olduğunu anlatan Tığlı, sözlerini 'Gördüğünüz gibi her tarafı kazmışlar. Kimisi dozerle gelmiş, kimisi kazmayla. Devlet, burayı ortaya çıkaramaz mı? Artık, bir el atılsın ve bu surlar, turizmin hizmetine açılsın' diye sürdürdü.

Tek canlı tanığı benim

Burada yaşanan gerçek bir hikayenin tek canlı tanığı olarak kendisinin kaldığını anlatan muhtar Nafiz Tığlı,'Duyduğumuza göre Kanadalı yabancıyı havalimanında yakalamışlar ve yanındaki evrakları alıp serbest bırakmışlar. Tahminimize göre o yabancı, geriye kalan altının yerini tespit etti. Uyanık birisiydi. Yanında altının yerini belli edecek fotoğrafları ve belgeleri taşımamıştır. Zaten daha sonra serbest bırakmışlar' diye konuştu. İster istemez 'hangi altın dolusu odadan bahsediyorsunuz' diye aniden atıldım. Tığlu, bunun üzerine Çatalca'da bilinen en büyük hazine öyküsü olan 'Altınla gelen ölüm'ü anlattı.

Milletvekilinden define önergesi

Define arayıcılarını rahatlatacak problemlerden bazılarına Kültür Bakanı İstemihan Talay'dan yanıt geldi. FP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın define arama konusunda verdiği önergeye verilen cevapta 'Define Arama Ruhsatı'nın zorluk çıkarılmadan alındığı kaydedildi. Definecilerin ödül payının ise yasanın öngördüğü şekilde verildiği de yazıda yer aldı. İşte, definecileri biraz olsun rahatlacak soru önergesi ve Kültür Bakanlığı'nın yazısı:

1)- Son dönemlerde define avcıları sayısında görülen büyük artışın sebebi nedir?

2)-Son bir yıl içinde define aramak için 2860 sayılı kanuna göre müracaat edenlerin ve izin verilenlerin sayısı ne kadardır?

3)- İzin almakta yaşanan zorluklar nedeniyle izinsiz define arayanların sayısında görülen artışa nasıl mani olunacaktır?

4)- Son dönemde ruhsatlı ve ruhsatsız aramalarda, bulunan defineler dolayısıyla definecilere ödenen hisse miktarı ne kadardır?

5)- Ruhsat işlerinin kolaylaştırılarak vatandaşın kanunsuzluğa meyline mani olmak ve ruhsatlı ya da ruhsatsız definecilere takdir edilen hisse miktarının artırılarak yer altında yatan kültür mirasının ülkeye kazandırılmasını teşvik etmek gibi bir düşünceniz var mıdır?

Defineciyi rahatlatan cevap

'2863 sayılı yasanın 6.maddesinde belirtilen yerler ile tespit ve tescil işlemleri yapılan sit alanları ve mezarlıklar dışında, define aramak isteyen her vatandaş ilgili yerin müze müdürlüklerine müracaat etmeleri halinde, 'Define Arama Ruhsatı' alabilmektedirler. 2000 yılı içerisinde 122 kişi, ruhsat alarak define kazısı yapmıştır... Ayrıca, izinsiz define kazısı yapanlara verilen cezaların artırılması da caydırıcı bir yöntemdir. Ruhsatsız define kazısı (kaçak kazı) yapmak, 2863 sayılı kanuna göre yasak olup suç teşkil etmektedir.'

Ölüm altınla geldi

Balkan Savaşı sonrası Çatalca'nın Gümüşpınar Köyü'ne bir alay asker gelir ve buraya yerleşir. Savaş yeni bitmiştir ve askerlerin gönlünde sıla hasreti yanıp tütmektedir. Gümüşpınar'da görev yapan bir asker, köyünün yaya yürüyüşü iki günlük mesafede olduğunu komutanına iletir ve Binkılıç Köyü'ne doğru yola çıkar. Anastasius surlarını takip eden asker, akşam havanın kararması üzerine surların yanında ve ormanın içinde bulduğu bir mahzene girip uyur. Sabah gördüklerine inanamaz. Çünkü uyuduğu mahzen, ağzına kadar altınla doludur. Kesesini doldurup yola devam eder.

Köyüne ulaşamadı

Yol uzundur ve akşam saatlerinde Binkılıç'a yakın Kayalık Köyü'ne gelen asker, yorgun argın bir evin kapısını çalar. Kapıyı, yaşlı bir adam açar. Neredeyse düşüp bayılacak olan asker, evin yaşlı efendisine 'Ben Binkılıç Köyü'ndenim. Bana yatacak yer ve ekmek verirseniz, size bu altınlardan veririm' der ve evin yaşlı beyine bir avuç dolusu altını uzatır. Yaşlı köylü askeri içeri buyur eder. Vakit ilerlemiştir ve asker yolda başından geçen olayı anlatır. 'Ben Gümüşpınar Köyü'nde askerlik yapıyorum. Mahzen altınla dolu. Köyüme gidip geleceğim. Geriye kalanları birlikte çıkarırız' der ve sabah evden ayrılır. Binkılıç Köyü'ne 2 saatlik yolu kalmıştır. Yolda eşkıyalarla çarpışmaya girer ve şehit olur. Evine götüreceği altın kesesi ise yoktur.

Yaşlı köylü, kendisine söz veren askerin aradan 2 gün geçmesine rağmen gelmemesi üzerine Binkılıç Köyü'ne gider ve evi bulur. Evdekiler, telaşlanmıştır ve birlikte aramaya çıkarlar. Kısa süre sonra, askerin kanlı cesedini bir derenin kenarında bulurlar. Askerin bir avuç dolusu altın verdiği köylü de kısa süre sonra ölür. Ama büyük oğlu Yusuf, geriye kalan altını bulma hayaliyle Gümüşpınar'a gelir. Altını bulmanın en iyi yolu da çobanlık yapmaktır. Gümüşpınar Köyü'ne çoban olur. Yusuf Dede, tam 20 yıl altın dolusu mahzeni arar. Ama köylünün çoban olarak bildiği Yusuf Dede'nin altın aradığından kimsenin haberi yoktur. Yusuf Dede, ölmeden birkaç ay önce köy kahvesinin yanındaki taşa oturur ve bugün Gümüşpınar Köyü'nde muhtarlık yapan Mustafa Nafiz Tığlı'ya şöyle der: 'Evlat, ben her gün bir sepet alıp giderdim ve her zaman sen bana bu boş sepeti niye taşıyorsun diye sorardın. Oğlum, babama ben küçükken bir asker, avuç dolusu altın verdi. Biz onunla öküz aldık. Ben o altınlardan yedim ve bir süre çok rahat yaşadık. Bu çoban, aslında her gün altın aramaya gidiyordu. O sepeti de altınları koymak için taşıyordum. O altınlar, hala duruyor' der ve dört yıl önce vefat eder.

Kaynaklarda bulunmayı bekleyen defineler

Define arayan kişilerin ortak görüşü, Türkiye'nin altında ekonomiyi düzlüğe çıkaracak tonlarca altının ya da definenin varlığı... Fakat devlet, gerekli imkanları tanımadığı için bu altınlar, boşu boşuna toprak altında yatıyor. Onlara göre binlerce ton altın, toprağın altından günyüzüne çıkarılmayı bekliyor...

Çatalca ve civar köylerinde bir haftadan beri dolaşıyorduk. Konuştuğumuz köylüler, 'Biz burada resmi kazı yaptık ve çıkardığımız define, şu müzede sergileniyor' dememişti. Ümitlerimiz tükenmiş ve define çıkaran birisini bulamamıştık. Derken Gümüşpınar Köyü'ne geldik ve köylülerle vedalaşmak istedik. Tam o sırada köy kahvesinde oturan birisi, üç yıl önce İnceğiz Mağaraları'nın üstünde ruhsatlı bir kazı yaptıklarını açıkladı. 52 yaşındaki İsmail Güler, çıkardıkları hazinenin İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilendiğini belirterek 'İnceğiz Mağaraları'nın yanında bulunan yüksek gerilim hattının orada günlük 2 milyon liraya çalıştım. 22 gün kazdık. Güvenlik güçleri ve üniversiteden uzmanlar vardı. Arkadaşım 3000 yıllık olduğu söylenen mezarı buldu. Karşılıklı olarak 6 ceset yatıyordu' dedi. İsmail Güler, bunları konuşurken gözleri bir anda geçmişe dalmış, sanki o günü tekrar yaşıyormuş gibiydi. Belki de, bulduğu altın yada kıymetli eserlerden bir tane alsaydı, şimdi burada köy kantarında çalışmazdı. Geçmişini düşünürken İsmail Güler, 'Arkadaşlardan ikisi alt tarafta ikisi üst tarafta çalışıyordu. Görseniz mezar demezsiniz. Cesetlerin başında küpler ve bir kutu çıktı. Ayrıca duvarda kabartma kadın heykeli de vardı. Ziynet eşyaları ve yüzükler de vardı. Ayrıca cesedin birisinin kolunda saate benzer bir şey vardı ve altındı. Görevliler, onu cesedin kolundan çıkartmamı isterlerken çok korktum. Bu arada mezarı temizleyen diğer arkadaşım da duvara eli yapışık olan bir erkek cesedin parmaklarından yüzükleri cımbızla çekerek aldı. Görevliler, daha sonra mezarın üstünü kapatmamızı istediler' diye konuşmasını sürdürdü.

Ölümle burun buruna

İsmail Güler'in bahsettiği, İnceğiz-Maltepe Nekropolü Kurtarma Kazısıydı. Kazdıkları yeri görmek için tekrar oraya gidip gidemeyeceğini sorduk. Köy kantarında yüz milyon liraya çalıştığını bir kez daha hatırlatan İsmail Güler, muhtardan izin aldıktan sonra kral mezarını buldukları bölgeyi gösterebileceğini söyledi. Bu sırada cebinden kazı yapılan yere ait iki fotoğraf çıkartan İsmail Güler'e arkadaşı Sefer Çelik de katılmak istedi. Görünen o ki, Sefer Çelik arkadaşını yalnız başına bırakmak istememişti. Köy muhtarından izin aldıktan sonra kazının yapıldığı İnceğiz Mağaraları'nın üst tarafındaki bölgeye geldik. Yaklaşık yarım saat süren yolculuk sonrası, mağaraların önünden geçerek ormanın içinden mezarın bulunduğu bölgeye doğru yol aldık. Sefer Çelik'in bir elinde kazma,' Bu dik tepeyi kolay geçemezsiniz. Orman sık ve geçit vermez. Bu yokuşu çıktık mı tamamdır. Yoksa ölümle burun buruna gelirsiniz' diye konuştu. Ormanın içinde yürümek, hani derler ya gerçekten 'her baba yiğidin harcı' değildi. Dikenli otların ve ağaçların arasından zor da olsa zirveye ulaşmayı başardık.

Heyecanı anlatılmaz

İsmail Güler, kazı yaptıkları yeri şu an tam olarak hatırlayamadığını söylediyse de diz boyu büyüyen otların arasında ilk kazdıkları alanı buldu.

Toprakla kayanın görünen kısmının kenarına kazma vurulduğu takdirde mezar olup olmadığının anlaşıldığını anlatan İsmail Güler,'Aradan üç yıl geçti. Tam olarak yerini çıkartamadım. Ama ilk kazmayı vurduğumuz yer burası. Az ileride bir kayanın içinin ve kenarının kazılmış olduğunu göreceksiniz. Keşke şimdi yine o aynı heyecanı yaşasam' dedi. Toprağa birkaç kazma salladı, fakat artık bu işlerin kendisine göre olmadığını söyleyerek, 'Üniversiteden geldiler ve çıkardıklarımızı İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürdüler. Fakat kazı yapan diğer arkadaşlar, aynı mezarın başka bir girişini bulmuşlardı. Orayı kazmamızı yasakladılar. Eminim orada da başka şeyler vardı' dedi. Biz de heyecanlanmıştık. Ama izinsiz kazı yapamazdık. Bu nedenle Sefer Çelik ve İsmail Güler'e dönmemizin uygun olacağını söyledik. Görünüşe göre zaten define avcıları, gerekli gördükleri yerleri kazmışlardı. 'Nasıl olsa bulamayız' diye tepeye çıktığımız patika yoldan aynı şekilde inmeye karar verdik, ama nafile.

Nasıl o tepeyi çıkmıştık, hala inanamıyordum. Daha sonra uçurum kenarından, keçinin bile geçemeyeceği çalıların arasından üstümüz başımız yırtılmış olarak 2 saatte dereyoluna ulaştık. Böylelikle bizim için ilk defa yaşadığımız define bulma hayalide son bulmuş oldu. Ama ne hayal...Gerçekten o duygu anlatılmaz.

Define en çok nerelerde bulunur?

Define, (o zamanın şartlarına göre) kolayca ulaşılabilecek, ancak yeri çok zor tesbit edilebilecek yerlerde bulunur. Bunun için kalıcı bir işaretin bulunması gereklidir. Bu kalıcı işaret, eski bir yapı, uzun ömürlü bir ağaç, su kaynaklarının doğduğu yer, tarihi köprüler, gelecek nesillere intikal edecek höyükler, mezarlar, su kuyuları, mağara, dehlizler veya evin içindeki hamamlık olabilir. Burada önemli olan, definenin bulunduğu yerin zamanla yok olmaması ve yerinin değişmemesidir.

Toprak, kasa görevini üstlendi

Bir define tarla, bağ ve bahçede gibi düzlük bir arazide de olabilir. Fakat böyle bir yere gömülmesi halinde mutlaka kalıcı bir işaretin bulunması şarttır. (Örneğin bir ağaç, kaya parçası gibi). Geçmişte, günümüzdeki gibi bankalar yoktu. Herkes, servetini ve ziynet eşyalarını gizleme ihtiyacı duyduğundan servetlerini ya gömmüşler ya da akla hayale gelmeyecek yerlere saklamışlardır. Servetlerin geneli toprak altına gömülmüştür. Toprak altı, en güvenli yer olarak görülmüş, bir nevi kasa görevi üstlenmiştir.

Definenin bulunamayacağı yer yoktur

Günümüzdeki dolarlar, nasıl yastık altındaysa o zamanki servetler de genelde (altın olarak) toprak altındaydı. Servet sahibi kişiler, herhangi bir sebeple ölmeden önce servetlerini, varislerine bırakırlar. Fakat, servetin gizlendiği bölgeyle ilgili işaretleri de bulmaları için varislerine anlatırlar. Varisler de, daha sonra kendilerine anlatılan kalıcı işaretlerle gömünün yerine ulaşmaya çalışırlar. Definenin bulunmadığı ya da bulunmayacağı yer yoktur. Dünyanın her tarafında mutlaka define vardır.

Define maceraları

Evini kazan M.D'nin gerçek hikayesi: Yer Bursa'nın Kiremitçi Mahallesi ve iki yıl önce Hizbullah operasyonlarına hız verildiği zaman. Bursa Emniyet Müdürlüğü'nü mahallenin muhtarı arar:' Koşu Sokak 13 no'lu tek katlı bir evde kazı yapılıyor. Ev, Hizbullah'ın mezar evi olarak kullanılıyor olabilir.' Bu ihbarı dikkate alan Bursa polisi, operasyon hazırlığına başlar ve tam teçhizat evin dışında önlem alır. Dışarıdan bakıldığında evin pencereleri örtülüdür ve arka tarafta küçük bir toprak yığını görülür. Operasyon başlar ve kapı kilitli olduğu için camlar kırılarak içeriye girilir. Evin arkası, gerçekten muhtarın anlattığı gibi bir kamyon dolusu toprakla yığılıdır. Polis, ayrıca mezar genişliğinde bir çukurla karşılaşır. İnceleme sonrası çukurun içinde kazma, kürek ve bir dedektör bulunur. Bunun üzerine polis, burasının bir 'mezar ev' değil, define avcılarının kazdığı bir tünel olduğunu anlar. Olay Mali Şube Müdürlüğü ekiplerine intikal ettirilir ve define arayan kişinin, kendi evini kazan M.D. olduğu tespit edilir.

Web'de definecilik

Yeni yerler bulmak için define arayanlar, internetteki web sitesinde haberleşip ortak bir çalışma içerisine giriyorlar. Bunun için kendi aralarında kurdukları 'www........com' adresinde yeni bilgileri, definecilerin buluştukları kahvehaneleri, yasadaki son değişiklikleri, en son çıkan dedektör çeşitlerini veya buldukları haritaları, mail aracılığıyla birbirlerine gösteriyor ve güvenilir olup olmadığına bakıyorlar. Kapsamlı bir site olan 'www.........com'sitesi, define arayan macera meraklısı kişilere göre oluşturulmuş. Ayrıca bu sitedeki bazı kişiler, kendi verdikleri özel mail adresleriyle karşı tarafla irtibata geçiyorlar. Bunun yanında İngilizce içerikli 'Amazon.com' sitesi de define meraklıları için hazırlanmış durumda. Öte yandan 'netbul.com' adresinden define ve definecilik hakkında bazı bilgilere ulaşabilirsiniz

Altınoluk'un hikayesi

Halk arasında Balıkesir'e bağlı Altınoluk Beldesi'nin adının nereden geldiği hep merak konusu olmuştur. Hatta bazı defineciler, 'Eskiler, buradan altını oluktan (küçük kanal) akıtarak çıkartırlarmış. Onun için adı Altınoluk kalmış' diye söylerler. Bu sözü Anadolu'nun herhangi bir yerinde duyabilirsiniz. Gerçekten Altınoluk bu söylentiye göre mi ismini almıştır? Altınoluk Beldesi'nin yerli halkı ve bazı araştırmacıların anlattıklarına göre gerçek bu şekilde değil. Halkın anlattığına göre Altınoluk adı şuradan gelmektedir: Rivayete göre çok eski yıllarda bu yerleşim merkezinde zeytinyağı fabrikaları bulunmaktaymış. Buraya atanan bir resmi yetkili, civarı dolaşırken fabrikada sıkılan zeytinlerden çıkan yağların, altın sarısı şeklinde oluklar vasıtasıyla dışarıya alındığını görmüş. Ve bu yetkili, beldenin isminin 'Altınoluk' olarak değiştirilmesini belirtmiş. Diğer bir belgede ise TBMM'nin ilk milletvekillerinden Ezine (Çanakkale) milletvekili Rifat Bey tarafından 1927 yılında Çam mahallesinde altın gibi parlayan pirinç bir çeşme olduğuna izafeten Altınoluk, şimdiki adını almıştır.